Tuesday, April 7, 2009
Duman - Yeni albüm,ilk konser
Aslında Duman benim 4-5 yıl önce lise sıralarındayken dinlediğim bir gruptu; ancak albümü dinleyince meraklanıp konsere gitmeye karar verdim. İyi ki de gitmişim!
Lise'li gençliğin ellerinde biralarıyla giriş sıralarında beklemelerinden, 14-15 yaşındaki kızların "Batuhaaaan seni seviyorum!" diye bağırmalarından yaşlandığımı fark ettim : )
Konserde çoğunlukla yeni şarkılara ağırlık veren Duman gençliği coşturmayı başardı! Benim yeni favori şarkım ise "Balık".
Tabii yeni şarkılara rağmen eski parçaların unutulmaması ve yoğun istek görmesi de beni mutlu etti. Duman I ve Duman II olarak ayrı satılan yeni albümlere kulak verin!
www.halimizduman.com
Saturday, December 13, 2008
The Do
The dooo the dooo diye inleyen ben sonunda onları İstanbul’da izleme şansı buldum!
Aslında bu haykırışlarım boşaydı...Onları Ocak ayında Groningenda yapılan Eurosonic festivalinde keşfetmiştim ve ilginç bir şekilde grup türkiyede tanınmaya başlanmıştı. Aslında diğer genel tüm konserlerde olan şey onların başına gelmedi... Ben sadece radyoda dönen şarkıları “On my shoulders” ve “At last” ‘in bilindiğini ve bu şarkılardan sonra izleyecilerin konser alanını terk edeceğini düşünüyordum ama öyle olmadı..Meğer türk genci yeni gruplara ilgililermiş ve cd alıyorlarmış!
Björk benzeri ama sesi çok daha tatlı olan Finli Olivia yine ilginç kıyafet seçimleriyle sahnedeydi. Fransız arkadaşı Dan’de sahneye bir Türk bayrağı t-shirt’üyle çıkıp izleyicilerin gönlünü almayı başardı. Duru sesiyle hepimize şarkıları söyletmeyi başaran The Do’yu 2. kez izlemek çok güzeldi. Her ne kadar Yeni Melek konser mekanı için yanlış tercih olduysa da yine de oldukça hareketli ve samimi bir konserdi. Bu arada sahne önündeki susayan izleyeciye su veren Olivia’nın tatlığına söyliyecek birşey bulamıyorum : )
Yine gelin dı dooooooooooooo!
Wednesday, October 29, 2008
Hüzün ve sevinç bir arada...

Geçtiğimiz hafta hayatım en garip haftalarından biri geçirdim. Önce Efes Pilsen Blues Festivali basın toplantısı için Kapalıçarşıdaydık. Esnaf yüzünden orda olmak biraz rahatsız edici olsa da yine de farklı bir mekanda olmak değişik bir tecrübeydi. Sonra Cuma ve Cumartesi günleri olanlar oldu. Kriz yüzünden arkadaşlarımızın apar topar gönderilmesi mi, karakollarda saatlerce beklemek zorunda kalmamız mı hangisinden bahsetsem bilemiyorum. Sanırım hayatta herşey planladığınız gibi gitmiyor. Her zaman bir B,C planınız olmasında yarar var.
Herneyse, sevindiğim kısma geliyim. Ocak ayında birkaç kişiyle birlikte Groningen'da Noorderslag festivaline yeni sanatçıları keşfetmeye gidicez. Mezuniyetimle birlikte festivali de aradan çıkarmış olucam. Bu arada Amsterdam da ne konser var diye bakarken Oasis'in 21 Ocak'ta Amsterdamda konser vereceğini gördüm. Her ne kadar son albümleri "Dig out your soul" bolca eleştiri alsa da Oasis'i dünya gözüyle görme şansım olduğunu fark edince çok sevindim. Biletimi almak için hazırda bekliyorum,yuppi!
Bu arada bu hafta başlayacak olan Phonem by Miller festivali kapsamında ülkemize gelicek olan birbirinden ünlü isimler var. Kaçırmamanızı öneriyorum. Tabii eğer siz de benim gibi her etkinliğe gitmek isteyip kararsız kalanlardan biriyseniz bol şanslar! : )
Monday, August 4, 2008
Lenny Kravitz

Yazın en çok beklediğim konseri için Kuruçeşme Arena’ya doğru yol aldık. Trafik o kadar yoğundu ki Taksim’den konser alanına gitmemiz 1 saat sürdü. Saat 9’da içeri girdik, içeceklerimiz aldık ve konserin başlamasını beklemeye başladık. Alan tıklım tıkış kalabalık değildi ancak yine de oldukça ilgi vardı. 1 saat kadar geç başlayan konsere Lenny Kravitz yeni albümünden şarkılara yer vererek başladı. Konsere geç başladığı için ben biraz tepkiliydim ama nedense çoğu kişi lounge havasındaydı. Yeni albümünü pek kimse bilmiyor olucaktı ki eşlik edenlerin sayısı azdı. İlk 4 şarkı benim için fazlaca enstrümental oldu, caz konseri havasında, her şarkı 10 dakikaya yakın geçti. Sonra eski ve bilindik “American Woman”, “Stillness of Heart”, “It Ain’t Over till It’s Over”, “Fly Away” gibi şarkılar çalınınca seyircilerle birlikte biz de coşmaya başladık ve keyfimiz yerine geldi. Bir ara sanatçı sahneden inip seyircilerin arasına karıştı ve omuzlar üstüne alındı. Bis’te “Are you gonna go my way” ile konseri bitiren şarkıcı beni konserin başlarında biraz hayal kırıklığına uğratmış olsa da Lenny Kravitz’i dünya gözüyle izlemek güzeldi.
Monday, July 21, 2008
İstanbulda bir yaz...
Sıcaklarla cebelleşirken yaz konserleri ve festivalleri de son hızla devam ediyor. Bu sene geçen seneye göre çok daha verimsiz geçiyor bence. Uluslararası Caz Festivali saymazsak ilgimi çok da çeken bir şey yok açıkcası. Bu sene Masstival’e gitmedim, Radar Live’ı özlemekteyim ve RnC’nin yokluğunu hissetmekteyiz.
Uluslararası Caz Festivali kapsamında geçtiğimiz haftalarda Pink Martini konserine gittim. Yoğun katılımın olduğu konserde Pink Martininin performansı müthişti. Adeta bir CD’den çalıyormuş gibi mükemmeldi performansları. Dünyanın birçok ülkesinden seçtikleri şarkılarıyla yıldızlar altında herkesi büyülemeyi başardılar. Çok merak ettiğim Rufus Wainright’ı maalesef kaçırıyorum..Ay sonunda yapılacak Lenny Kravitz konserini dört gözle bekliyorum.
Bu arada Pozitif organizasyonuyla 4 Ekim’de gerçekleşecek olan ve R.E.M’in de katılacağı festival’de yılın organizasyonlarından olacak!
Monday, June 9, 2008
Vondelpark Sahnesi
Bugün evimin karşısındaki, Amsterdam'ın en büyük parkı olan Vondelparktaydım. Hava güneşli ve sıcak olduğundan park inanılmaz doluydu. Vondelpark Amsterdamda en çok sevdiğim mekanlardan biri, insana inanılmaz huzur veriyor. Maalesef İstanbulda şehrin stresinden uzaklaşıp yakınlarda huzur bulabileceğimiz bir alan olmadığı için Vondelpark'ın keyfini sürmeyi seviyorum.
Ayrıca bu haftasonundan itibaren yaz sonuna kadar parktaki açık hava sahnesinde çeşitli gruplar burda konser vermeye başladı. Ne ararsanız var...Klasik,dans,jazz... 150-200 kişinin rahatlıkla konserleri izleyebileceği bir alan yaratılmış ve herkes gelip ücretsiz olarak bu konserleri izleyebiliyor.
Benim için de çimlere uzanmış, güneşin keyfini çıkartırken canlı müziği dinlemek ayrı bir güzel oldu. Bu yaz yolunuz Amsterdama düşerse, bir uğrayıp bakın derim.
Saturday, May 24, 2008
Feist




Aynı zamanda Broken Social Scene üyesi olan Kanadalı şarkıcı Feist, solo olarak devam ettiği müzik kariyerindeki dünya turnesi çapında 24 Mayıs gecesi Amsterdam-Paradiso’da konser verdi. Bende konserden 2 ay önce biletimi almış, merakla bu konseri bekliyordum. Konser biletleri 1,5 ay önceden tükenmiş, seyirciler sabırsızlıkla Feist’ı bekliyorlardı.
Saat 9 civarında Feist sahneye çıktı. Konser boyunca, gölge şovları sahnenin arkasında kurulmuş olan perdeye yansıtıldı. Her şarkının temasına uyacak şekilde hazırlanmış olan bu görsel gösteri konsere ayrı bir zevk kattı. Ağırlıklı olarak “Let It Die” ve “The Reminder” albümlerinden şarkılar seslendirdi sanatçı. 1,5 saatlik bu konserde “I Feel it All”,”1 2 3 4”, “Honey Honey”, “My Moon,My Man”,”Inside and Out”,”One Evening” gibi birçok şarkı dinleme fırsatı bulduk Feistdan. Şarkı aralarında çok da güzel itiraflarda bulundu kendisi. Amsterdamı çok sevdiğini ve şehirdeki bisiklet maceralarını anlatırken, aslında bir itirafta bulunup 6 yıl önce Paradiso’da Gonzales ile sahneye çıkacakken space cake yiyip sahneye çıkamamasından bile bahsetti. Bu yüzden de bu gece sahnede olabildiğinden oldukça memnundu. İnsana huzur veren bu sesi canlı olarak dinleyebilmek çok büyük bir mutluluktu. Feist, seyircileri hem sesi hemde sahnedeki samimiyeti ve şirinliğiyle büyüledi, adeta hepimize görsel ve müzikal bir şov yaptı.
Wednesday, May 14, 2008
Broken Social Scene

İstanbul konserlerinden çıkıp Amsterdam'a uğrayan bir başka grup da Broken Social Scene oldu. İstanbulda 2 gece üst üste Kanadalı grubu izleyenlerden duyduğum kadarıyla konserin güzel olacağını tahmin ediyordum; ama açıkcası bu kadar iyi bir performans beklemiyordum.
BSS'den önce The Brunettes mini bir konser verdi bize. Gayet canlı, enstrümental olan bu Yeni Zelandalı gruba bayıldım. Ardından BSS sahneye çıktı. 2006’da Lowlands’den sonra grup tekrar Amsterdam’a geldiği için mutlu olduğunu belirtti. Bir de yeni albümlerinden bir şarkı çaldılar. Ben de şarkıyı videoya kaydetme şansı bile buldum aslında. Grubun performansına gerçekten hayran kaldım. Ara vermeden bize 2 saat 15 dakika boyunca bize müzik serüveni yaşattılar adeta.
Önümüzdeki haftalarda gideceğim Feist konserini ve Pinkpop festivalini de dört gözle beklemekteyim.
Thursday, May 8, 2008
Bol konserli gece

Dün akşam Paradiso’ya Türkiye’de çok bilinmeyen, daha küçük grupları dinlemeye gitmiştim aslında. Bunlar Dirty Projectors, Xiu Xiu ve Why gruplarıydı. 20.30 civarında Paradiso’nun küçük salonunda Dirty Projectors yerini aldı. Şarkılar aşağı yukarı aynı gittiği için Paradiso’nun diğer salonu, yani büyük salona geçtim. Orada inanılmaz bir kalabalık İngiliz Mark Ronson’ı beklemekteydi.
Nisan 2007’de çıkardığı “Stop me” adlı albümünden sonra yakaladığı çıkışın etkisini Amsterdamda görmemek imkansızdı. Salon dolup taşıyordu adeta. Lily Allen ile yaptığı şarkı “Oh my God” ve Amy Winehouse ile piyasaya sürdüğü “Valerie” şarkılarından sonra Mark Ronson’ı tanımamak olanaksızdı zaten. Konser süresince sanırım artık sanatçıların Hollandada sahneye çıkınca klasikleştirdiği “sahnede ot içme” davranışı da gözümüzden kaçmadı.
Sunday, April 20, 2008
Ian Brown

The Stone Roses grubunun kurucularından ve Rock müziğin önemli isimlerinden biri olan Ian Brown, ülkemize 2005 yılında Efes Pilsen One Love festivali kapsamında gelmişti. Ben o zamanlar yurtdışında olduğum için festivali kaçırmıştım maalesef. Bu yüzden aylar önce Ian Brown’un Amsterdam’a geleceğini öğrendiğimde fazlasıyla sevinmiştim.
Saat 21.00 sularında Ian Brown ve ekibi sahneye çıktı ve son albümü “The World is Yours” ‘dan “Goodbye to the Broken” adlı şarkısıyla konsere başladı. Ardından Lovebug, Be There, Time is my Everything, Keep What ya Got, F.E.A.R, Love like a fountain, Golden Gaze, Whispers adlı şarkılarıyla devam ederken bir ara ön sıradan bir seyirci kendini sahneye attı ve Ian Brown’un önünde eğilip ona taptığını belirtti adeta. Açıkcası Hollandada bu kadar çok Ian Brown hayranı olduğunu bilmiyordum.
Unutmadan konserde yaşanan komik bir olayı yazmadan geçemeyeceğim.Ian Brown şarkı aralarında çok konuşmadı;ama az ve öz konuştuğu bir kaç cümlesinden biri şuydu : “I’m high but this stage is also high”. Belliydi ki Amsterdamda olmanın rahatlığını yaşıyordu herkes konser salonunda. Etrafta tüten ot kokusu da heryeri sarmıştı zaten. :)
Konser 1 saat 15 dakika sonra şarkıcının son albümünün adını taşıyan “The World is Yours” adlı şarkısıyla sona erdi.Ian Brown, 45 yaşında olmasına rağmen oldukça keyifli ve eğlenceli bir konser sergiledi hepimize. Bende onu canlı izleme fırsatı bulduğum için oldukça mutluyum.